Modern Türk resmini ne kadar biliyoruz? – Hürriyet

HÜRRİYET’E BAĞLI KAL
E-Gazete ile tüm gelişmeler, bilgisayar, tablet ve telefonunda.
Aşağıdaki linke tıklayarak, üyelik işlemlerini gerçekleştirebilirsin.
Hürriyet haberlerinden geri kalma, tüm aboneliklerini yönet ve abone ol.
Dünyadan en güncel haberler, Türkiye’den sondakika haberleri, ekonomi dünyasından en flaş gelişmeler için Hürriyet’in uygulamalarını kullanabilirsiniz.
Elif Dastarlı’nın ‘Yan Kapıdan Girenler-Modern Türk Resminin Analizi’ meraklısına gerekli bir kitap. Bu özenli çalışmaya kütüphanenizde yer ayırın.
Müzeleri, sergileri geziyoruz. Peki, gördüklerimiz hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Bu açıdan sanat tarihi, resim ve heykel üzerine bizi düşünmeye çağıran kitapları okumalıyız.
Hepimiz evimizde, kütüphanemizde küçük bir rafı bu kitaplara ayırmalıyız.
Elif Dastarlı’nın ‘Yan Kapıdan Girenler-Modern Türk Resminin Analizi’ kitabının zamanlamasını bugüne uygun buldum.
Kitabın ilk sayfasında ‘Umut Burnundan Dolaşarak’ kitabından bir alıntı var:
“Adnan Benk: Klasik bir resmin yapısı, düzenlemesi neden bize yabancı gelsin?
Ömer Uluç: Çünkü burada yaratılmamış. Bambaşka bir kültürün zincirleri içinde yaratılmış. Onun bir öncesi ve sonrası var. Bizim girişimiz yandan oluyor.”
‘Sunuş ya da Bir Sanat Tarihi Tartışması’ yazısını okuduğunuzda da Türk resminin modernleşmesi üzerine bilgiler ediniyorsunuz.
Yazının ilk cümlesi, kitabın gelişim çizgisini sezdiriyor: “Yıllar önce Nazmi Ziya’nın (Güran) Taksim Meydanı resmini görüp üzerine düşündüğümde, yakın tarihimizdeki paradigma değişikliğini araştırmaya dair bir heyecan duymaya başlamıştım.
Cumhuriyet’in ilânından sonra 1930’lu yıllarda gerçekleştirilmiş ve aslında bir üçlemenin parçası olan eser resmî ideolojinin tahayyülü bir imgeler bütününü, üçlemeyse eskiyle yeninin karşılaşmasını, hatta adeta çarpışmasını ifade ediyor. ‘Taksim Meydanı’ itibariyle kamusallık, birey, kimlik, modernleşme ve çağdaşlık gibi her dönem tartışmaya açık ve pek çok değer yargısıyla yüklü bir anlam dizgesine ulaşıyor.
Modern Türk resmini ne kadar biliyoruz
Yan Kapıdan Girenler-Modern Türk
Resminin Analizi
Elif Dastarlı
Hayalperest Yayınları
Sanat tarihçisinin amacının, objektif ya da değil, var olanı yansıtan ve gücünü varlığından alan imgelerin yer aldığı her tarzı, üreticisi olan her sanatçıyı ve üretilen her eserdeki spesifik önemi keşfetmek olduğuna inanıyorum ve bu çalışmada belli bir tarih aralığını belli bir perspektiften ele alarak bunu yapmayı, aslında bir sanat tarihçisi olmayı amaçlıyorum.”
Ana ve ara başlıklar:
Türk Modernleşmesi: Bitimsiz Proje
‘Modern Türk Sanatı’ Karmaşası
Osmanlı’nın sanattan beklediği:
Ne umduk? Ne bulduk?
Cumhuriyet dönemi ‘Millî Modern Sanat’ ile beklentiler artıyor.
Modernleşmenin İmgeleri
Sanatçının figürle imtihanı ve -yine- manzara resmi.
Yapıtı okumak.
Saray’da yaşam: ‘Sandığınız gibi değil.’
‘Mahrem’den ‘vitrin’e kadın imgesi.
Batılı eğitimin sonucu: Ressam kadın.
Nü: Bir sorun olarak çıplaklık.
İçeride gizli: Evdeki yaşam değişirken.
Yeni hayatın kamusal alanında var
olmak.
İlerlemenin görünümleri.
Sonsöz
Sanatçı Biyografileri
Koleksiyon Bilgisi
Sonsöz şöyle: “Bu kitapta birden fazla modern sanat ve modern Türk sanatı tanımını okudunuz; çünkü modernin ne olduğu, daha doğrusu modernden ne anlaşıldığına göre modern sanatın tanımı da sürekli değişiyor.”
Resim sanatı üzerine meraklısı için gerekli bir kitap.
Atatürk o akşam bakın ne diyor ünlü sanatçıya?
“Birçok alanda devrimler yaptım, fakat bunların içinde en önemlisi olan müzik konusunda bir devrimi gerçekleştiremedim.”
Yıl 1982, İdil Biret eşi Şefik B. Yüksel ile birlikte, Kempff’i İtalya Positana’daki villasında ziyarete gidiyorlar.
Buluşmayı anlatıyor sanatçı.
İdil Biret’in 4 CD’den oluşan ‘İdil Biret, Best of Turkish Piano Music’ albümünün başındaki yazı bu.
İdil Biret
Albümün kitapçığında Şefik B. Yüksel’in ‘Türkiye’de Klasik Müzik’ başlıklı yazısını okursanız, Atatürk’ten önce ve sonra klasik müziğin bizdeki tarihinin dönüm noktalarını öğrenirsiniz.
Emre Aracı
Seçiciler Kurulu aşağıdaki adlardan oluşuyordu:
Armağan Ekici
Besim Dellaloğlu
Hatice Aynur
Sevengül Sönmez
Tuncay Birkan
Kurul, Atiye Gülfer Gündoğdu’nun ‘Yazının Önünde’ kitabını ‘İnceleme ve Araştırma’ türünde, Eray Çaylı’nın ‘İklimin Estetiği’ kitabını ‘Deneme ve Eleştiri’ türünde ödüle değer buldu. Her iki ödül, oyçokluğuyla verildi.

‘90. Yaşına Girerken Cevat Çapan’a Armağan – Özel Sayı’

Giriş’ten bir bölüm:
“Bu sayımız yine Cevat Çapan’ın iki güzel şiiri ve bir çevirisiyle açılıyor.
Ama sonrası alıştığımız sayılardan değil. Çünkü Cevat Çapan, bu yılın 18 Ocak’ında 89. yaşını doldurup 90’a giriyor.
Yazarlarımızdan Cevat Çapan’ın hayatı boyunca uğraş verdiği şiir, çeviri tiyatro, gölge oyunu ve sinema alanlarından birinde yazacakları bir yazısıyla bu armağan sayımıza katılmalarını istedik. Bütün yazılanlardan bir sonuç çıkaracak olursak, Cevat Çapan’ın en büyük hünerinin hayatın her alanını şiire dönüştürebilme olduğunu söyleyebiliriz.”
Özel sayıda kimlerin yazıları var:
Enis Batur
Geçen iki yıl sağlığın insanın yaşamında ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendik. Tıp camiasının da iyi bir yıl geçirmesini diliyorum, sağlığımız onların sağlığına bağlı.
Saat 24.00’ü geçer geçmez yaşanan önlenemez coşkuyu olağan karşılarım.
“Niçin?” diye sorarsanız, çünkü o sırada ajandalarıma gelecek yıl yapacaklarımı yazıyorumdur.
Takvimdeki zaman aralıkları insanoğluna bir girişim gücü aşılar.
Elbet geçen bir yılı da gözden geçirin ama yarını da planlayın. Yapamadıklarınızı yapmaya odaklanın, geçmişte geleceği eritenlere hep şunu derim: Direnen, yarının yeni bir zaman olduğunu düşünenler, kendileri için de çevreleri için de mutlulukla ışıldarlar.
Ama edebiyat alanından birkaç örneği anmazsam, yeni yıl yazım eksik kalır.
Tarık Buğra’nın, ustalığının simgelerinden biri olan ‘Yarın Diye Bir Şey Yoktur’u unutamam.
Aşkınızı, düşüncenizi söyleyin, yaşamın cesareti eşlik etsin size her dem.
– ‘Birdenbire İstanbul’, Selçuk Demirel, YKY
Selçuk Demirel’den bir İstanbul kitabı: Kız Kulesi, Boğaz, Galata Kulesi… Kimi zaman karanlık, kimi zaman huzur verici… Edebiyatçıların İstanbul metinleri eşliğinde…
– ‘The Swimmers’, Julie Otsuka, Domingo
‘Tavan Arasındaki Buda’nın yazarı Julie Otsuka’dan ‘The Swimmers’ mayısta Duygu Akın çevirisiyle raflarda olacak.
– ‘Shylock Operasyonu’, Philip Roth, Monokl

– ’The Hollow Ones’, Guillermo del Toro-Chuck Hogan, Remzi
Ünlü yönetmenin ortak yazarı olduğu fantastik dedektif romanı… Ümran Özbalcı çevirisiyle…
Oysa benim için en iyi hediye kitaptır.
Gazetelerin sanat ekleri yılın en çok beğenilenlerini, okunanlarını bir liste halinde sunuyorlar. Hiç kuşkusuz başı en çok satanlar çekiyor.
Kitapların yanına dergilerin özel sayıları da konulmalı bu listelere, onlar da saklanması gereken çalışmalar.
Edebiyat dışında çeşitlenme yapılmasını öneriyorum.
Yeterince müzik kitapları yayınlanıyor. Müzikseverlerin bunları öğrenmeleri de bir gereksinim. Halk müziğinden operaya kadar konserlerin, festivallerin yapıldığı ülkemizde bu kitapların da adı verilmeli.
Teknoloji, CD’leri vitrinlerden çekti ama LP’ler ilgi görüyor. Pikaplar satılıyor. İnternette müzik üzerine bilgiler yüzeysel, özellikle operalar hakkında yetersiz.
Ne yazık ki artık abonelik dışında yabancı klasik müzik dergileri gelmiyor.
Sesli kitaplar son günlerde revaçta.
İstanbul’dan Bizans’a – 1800-1955’ sergisinin kataloğunu okuyunca, dünden bugüne birçok konuyu derinlemesine öğreniyoruz.
Türk ve yabancı uzmanlar, bu aralıktaki tarihte neler olduğunu mimari ve siyasal açıdan incelerken, bir imparatorluğun uluslararası ilişkilerine de ışık tutuyorlar.
Brigitte Pitarakis, ‘İstanbul’dan Bizans’a Yeniden Keşfin Yolları – 1800–1955’ yazısında şehrin önemini özetler:
“Postmodern bir metropol olan İstanbul, zengin kültürel miras katmanlarının üstünde yer alır ve Boğaz’dan durmaksızın geçen gemiler Doğu ve Batı’nın kesişim noktasındaki bu şehrin asırlar boyunca taşıdığı ekonomik ve jeopolitik öneme işaret eder. Şehrin modern taşımacılık ağının temelleri Berlin-Bağdat Demiryolu’nun inşası ve Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla on dokuzuncu yüzyılın sonlarında atılmaya başlanmış, aynı dönemde coğrafi ufukların genişlemesi, bilimsel araştırmalarda ve teknolojideki yaşanan gelişmelerle birlikte geçmiş uygarlıklara ve bugün ‘öteki’ olarak adlandırılan insanlara yönelik yeni bir merak ortaya çıkmıştır.
Pera Palas Oteli (1895) Konstantinopolis’i ve Şark’ı keşfetmeye hevesli ilk konuklarını ağırlamadan birkaç yıl önce, otelin mimarı Alexandre Vallaury, Gülhane Parkı ve Topkapı Sarayı’nın arasındaki alana İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin (1891) neoklasik üsluptaki binasını inşa etmişti.”
Ayasofya: Bir İmparatorluğun Vitrini
İmparatorluğun Görkemi ve Eklektik Zevki
Ayasofya: Bir İmparatorluğun Vitrini
Tanıtım notu: “Yıldırım Gürses, uzun bir aradan sonra sesiyle, yorumuyla yeniden sevenleriyle. 1965-1988 yılları arasındaki daha önce hiç yayınlanmamış Necip Sarıcıoğlu arşiv kayıtlarından oluşan bu albümde eşi Ayla Gürses de iki şarkısıyla yer alıyor.”
Ali Can Sekmeç’in LP’nin içinde yer alan ‘Hoş Sada…’ yazısından bir bölüm:
“1960’lı yıllarda yükselen güçlü bir ses, önce radyo mikrofonlarında sonra da gazino sahnelerinde alışılagelen solist geleneğini sarsmayı başardı. Batı müziği tarzı güçlü bir sesti ondaki… Bu güçlü sesin sahibi Yıldırım Gürses adlı genç bir solistti…

Yıldırım, lise döneminde Bursa Türk Musikisi Cemiyeti’nin değişmez elemanlarından biriydi. Öğrencisi olduğu Bursa Ticaret Lisesi’nde küçük konserler de veriyordu. 18 yaşında Bursa’nın ses kralı oldu. Ankara Radyosu’nun açtığı yetiştirilmek üzere sanatçı sınavını da yine birincilikle kazandı. Radyoda Ayla ile tanıştı, 1962’de evlendiler.
Yıldırım, 1965’te Muhayyerkürdi makamında bestelediği ‘Gençliğe Veda’ adlı şarkısıyla adını geniş kitlelere duyurmayı başardı.
Aynı yıl Hürriyet gazetesinin açtığı ‘Altın Mikrofon’ yarışmasında, 297 Batı müziği yarışmacısı arasında tek Türk müziği sesi olarak 24 kişilik Türk ve Batı müziğinden oluşan çok sesli orkestrasıyla birinciliği kazandı.
Yıldırım Gürses
Artun Ünsal’ın ‘Nadide Bir Goncadır Enginar’ kitabında başlıktaki iddia var. “Patlıcanının kabuğu ya da içindeki maddelerin insanlarda depresyonu tetiklediği iddiasında gerçek payı var mıdır, bilemem. Gerçekten, patlıcan yiyen ‘sevdavi mizaçlı’ kişilerin karasevdaya, günümüz diliyle melankoliye tutulma riski var mıydı?”
İstanbul’un patlıcan yangınları meşhurdur. Çünkü mutfaklarda patlıcan kızartırken yangınların çıktığı çok yazılmıştır.
Önsöz’de şöyle diyor yazar: “Sofralar kurulup kaldırılmaya devam ediyor. Ne hazin ki, bazılarımızın masadaki yeri artık boş. Korona felaketinde yitirdiğimiz on binlerce insanımızın ve sağlık çalışanlarımızın anısı böğrümüzde, çünkü onlarla artık yiyeceklerimizi değil sadece kederlerimizi paylaşıyoruz. Tıpkı son dönemlerde milletçe hepimizi üzen orman yangınları ve sel felaketlerinde bir daha dönmemek üzere giden güzel insanlarımızla olduğu gibi… Elimden gelen tek şey, yitirilen canları saygıyla anarak bu kitabımı onlara ithaf etmek.”
Domates yemeklerin yüzüne bir nevi makyaj yapar; yaz sebzelerinin ruju, allığıdır. Domatesi Avrupa’ya İspanyollar taşıdı. Refik Halit Karay domatesi şöyle anlatıyor: “İster meyve ister sebze sayınız, en göz alıcılardan biridir. Yeşilden kızıla geçişiyle elmayı andırır. Başka meyveler ve sebzeler de kızarır, fakat bu kızarışlar tam değildir. Mesela karpuz yalnız iç, turp ise dış taraflarından al renk bağlarlar. Domatesin kızıllığı ise iliğine işlemiştir, kabuğu da kırmızıdır, içi de… Sırık domateslerinin ala bakan canlı penbeliği. Hele onun derisini soyduğunuz zaman iç tenindeki o buzlu uçuk penbe, taklidi imkânsız bir renk güzelliğidir.”
İki yazı hepimizin yediği zeytin ve zeytinyağı üzerine: ‘Anadolu’da Zeytinin Geçmişi Uzun Ama…’ ve ‘Bizans ve Osmanlılardan Günümüze Zeytinyağı’… “Yöresel zeytin ve zeytinyağı müzelerinin sayısı artmalı” diyen Ünsal: “Eski yağhaneler, fabrikalar ve depolar kültür turizmine kazandırılabilir.”
Yiyecekler arasında bir gezintinin rehberi Artun Ünsal. Eğlendirici, öğretici bir kitap.
Nadide Bir Goncadır Enginar

Türk müziğinde iyi bir sanatçının, hocanın bilgisini başkalarına aktarmasının, bu müziğin doğru icrası, genç kuşaklara sevdirilmesi açısından önemini söylemeye gerek yok.
Onu dinleyerek de birçok bilgiyi edinebilirsiniz.

Ben Alâeddin Yavaşça’nın bestelerinden oluşan ‘Vefa!’yı dinledim. Aygün Şengün Taşlı ,onun 13 bestesini seslendirdi.
Sanatçı, onu Türk müziğine sevkeden iki kişinin adını veriyor: Necdet Yaşar ve Alâeddin Yavaşça. Yavaşçı’nın önünde bir besteyi seslendiriyor ve onayını alıyor.
Gerek LP’lerde gerek CD’lerde bir dinleyici olarak benim aradığım, sanatçının biyografisinin yer alması. O LP’de de Hasan Oral Şen’in ‘Yavaşça Biyografisi ve Yavaşça Anlatıyor’u dinlerken okumanızı tavsiye ederim.
Türk müziğine verdiği emeklerin başında kurduğu koro gelir.
Abdülkadir Meragi’
İstanbul’da her semtin edebiyatta yeri vardır, oranın dünü, bugünü arasında bağı o metinler kurar. Bugün yapılacaklara da bir yol haritası sunar.
Haberi okur okumaz sevgili Deniz Kavukçuoğlu’nun ‘Alageyik Sokağı Bir Liman mıydı?’ kitabının önsözünü anımsadım.

Onu alacağım:
“1970-1992 yılları arasında kalan uzun yıllarda dönemediğim ama hep dönmek istediğim İstanbul’da, 1993 baharında dostum Demir Özlü’yle o Beyoğlu turunu yaparken, eğer yolumuz Alageyik Sokağı’na düşmeseydi, belki de bu kitabı yazmazdım… Ama yıllar sonra o sokağa girince, belleğim kıpır kıpır olmuş, anılarım canlanmış, çok gerilerde kalmış çocukluk yıllarıma gitmiştim… Daha sonra bu kitabı yazarken birkaç kez daha Alageyik Sokağı’na gidip o eski kahvehanede oturdum… Galip Dede’nin marangozlarına, doğramacılarına, çevre sokaktaki avizecilere, eskicilere, beyaz eşya onarımcılarına, Zürafa Sokak’taki genelevlere, mamalara, ‘hayat kadınları’na, abazan varoş gençlerine, gezgin piyango bileti satıcılarına, günlük yaşamımda bir araya hiç gelmediğim, başka insanlara hizmet veren, o başka insanlar tarafından hiç yadırganmayan bu yerde ne arıyordum gerçekten? Her gittiğimde, her uğradığımda demek belki daha doğru olur, kendimi ‘Niçin buradayım?’ diye sorguluyor, fakat her seferinde de belleğimde yeni bir damar yakalıyordum… Bu damarlar beni farklı yerlere, farklı tarihlere götürüyordu… Alageyik Sokağı bir limandı sanki?”
Deniz Kavukçuoğlu’nun bu kitabı, bir semtin ustaca tarifinden, tanımından öte bir duyarlılığı yansıtır.
Bazı semtler vardır ki, o havalinin bütün özelliklerini toplar.
Biri gezse o karmaşanın edebiyata yansıyan yüzünü fark eder.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’la AKM’yi gezerken, yeni AKM binasında son teknolojide kurulmuş bir kayıt odasından söz etti. O zaman temsil edilen operaların kayıtları yapılabilir, hatta gerek CD’leri gerek LP’leri de satılabilir. Müzik dinleme teknolojisi ne kadar ilerlerse ilerlesin, CD dinleyicisi, opera meraklısı bunlardan alabilir. Temsiller kaydedilirse bestecilerimizi özellikle genç kuşağa tanıtmış oluruz. Ayrıca icracılarımızı da unutmayıp hatırlatırız.
Sahneye konulacak eserlerden biri A. Adnan Saygun’un Özsoy’ operası, diğeri de librettosu A. Turan Oflazoğlu’na ait olan Okan Demiriş’in bestesi ‘IV. Murat’ operasıdır. AKM’nin açılışı konusunda müzikolog/piyanist Gülper Refiğ’in yazısından bir bölümü yazıma aldım.

Gülper Refiğ hem Adnan Saygun’u anıyor hem de açılış gecesindeki operayı anlatıyor:
SİNAN OPERASI VE AKM AÇILIŞI
Atatürk 1934 yılında İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye ziyaretinde, kurduğu yeni ulusun kültür politikasının ve ortak manevi değerlerinin somut örneği olarak, konusunu bizzat verdiği Özsoy’ operasının bestelenmesi görevini, Fransa’da eğitimini tamamlayarak Türkiye’ye yeni dönmüş, Musiki Muallim Mektebi hocası 27 yaşındaki A. Adnan Saygun’a verir.
Bu opera, hem yeni topluma milli kültüre sahip çıkacak bir milli şuur kazandıracak hem de Türk Milleti’nin doğuşunu, İran ve Türk milletlerinin kökeni uzak tarihe dayanan kardeşliğini ifade edecekti. Atatürk büyük önderlere özgü önsezisi ile müziğin etkileyici büyük gücünden yararlanıyordu. Saygun, benim özel konuşmalarımızdan derleyerek hazırladığım ‘Atatürk ve Adnan Saygun – Özsoy Operası’ kitabımda o günleri şöyle anlatıyor: ‘…… Ama içimiz coşkun. Yalnız benim değil, bütün görev almış arkadaşların içi şevkle kaynamaktadır. Ben artık yaşlandığım için bilmiyorum, acaba bizim o atılım üstüne atılım yıllarında, içimizde dinmek bilmez heyecanı, sönmek bilmez ateşi şimdiki kuşaklar nasıl duyuyorlar? Gönül ister ki o heyecan hiç sönmesin, Ata’nın deyimiyle ‘çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak’ yolunda çağa ve koşullara uygun atılımlar birbirini kovalasın.’
‘Atatürk ve Adnan Saygun-Özsoy Operası’
Dinkjian’ın 5 bin taş plak koleksiyonundan seçtiği 58 kayıtta, 1915 öncesi ve sonrasında Anadolu’dan ABD’ye göç eden Anadolu Ermenilerinin müzikal yolculuğunun öyküsü yansıtılıyor.

Bu seçki, Ermeni sanatçıların buradan ayrılırken yanlarında götürdükleri müzikal birikimi değil, daha sonra göç ettikleri topraklarda sürdürdükleri, geliştirdikleri müzik dünyasını bize iletiyor.
Albümün amacı şöyle özetlenebilir: Üç CD ve bir kitapçıktan oluşan Dinkjian seçkisine Ermeni kültürü ve tarihi yazarı Harry A. Kazelian’ın ayrıntılı makalesi eşlik ediyor.
Yaşadığımız topraklarda unutulan, unutturulan müzikal çeşitliliği ortaya çıkarmak; Anadolu’nun bütün dillerinin, dinlerinin ve toplumlarının sesini dünyaya tanıtmak üzere 1991 yılında Kalan Müzik, Hasan Saltık tarafından kuruldu.
Kalan’ı kurmasının ardından ulaşılması zor kayıtların, az bilinen kültürlerin müziğinin, hatta kayda alınmamış birçok yapıtın dinleyicisiyle buluşmasını sağlayan Saltık, etnomüzikoloji çalışmalarını da destekledi ve Arşiv Serisi’ni müzik dünyamıza kazandırdı.
Sadece koleksiyonerlerin değil, bu kadim toprakların seslerini yaşatmak, bugün bu seslerle yaşamak ve bu sesleri gelecek kuşaklara armağan etmek isteyen tüm dinleyicilerin dünyasında bir yer bulması dileğiyle…
Ara Dinkjian
Türk okuru 1967’de 66 yaşında aramızdan ayrılan Vâ-Nû’yu (Vâlâ Nureddin) ‘Bu Dünyadan Nâzım Geçti’ kitabıyla tanıdı. Oysa yıllarca birçok gazetede gündemi belirleyen önemli makaleler yazdı. Bir gazete yazısının, bilgiyle edebi bir yazı kimliği taşıdığını kanıtlayan ustaların başında geliyordu.
Gazeteci-yazarın yazılarının ardında bir birikim vardır. Hakaret görülmez. İroninin yazıya nasıl edebi lezzet kattığının örnekleridir. Yazılarının toplandığı, Tuncay Birkan’ın hazırladığı iki kitap çıktı: ‘Fikir ve Sanat Âlemimize Bu Hürriyet Kâfi Değildir’ ve ‘Asri Rüyalar, Fetiş Rejimler’.
Bu iki kitap siyaset ya da güncel köşe yazanlara örnek olacaktır.
Tuncay Birkan ‘İzler Üzerine’ yazısında dizinin mahiyeti hakkında bilgi veriyor:
“Yakında 100. yılına girecek Cumhuriyet’in yazılı mirasını yeterince tanımıyoruz. Ortada devasa bir arşiv var sahiden ama çok temel eksikliklerle malul bir arşiv bu.”
Birkan ‘Vâ-Nû: Bir Fıkracının Edebiyatçı Olarak Portresi’ yazısındaysa yazarı Türkiye’nin toplumsal, siyasal koşulları içinde inceliyor. Türkiye’nin yazı ve demokrasi tarihini bu yazıdan öğrenebilirsiniz:
“Vâlâ Nureddin Vâ-Nû, gelmiş geçmiş bütün Türk yazarlar içinde -muhtemelen Ahmet Mithat’tan sonra- Peyami Safa’yla birlikte en velut yani en çok yazmış isim olabilir.”
‘Asri Rüyalar, Fetiş Rejimler’deki ‘Beyoğlu Gibi Avrupai Caddeler’ yazısı 1939’da yazılmış. Caddeleri Batı’dakilerle karşılaştırıyor. Yeni semtlerin yükselişini inceliyor.
Pazartesi günü katıldığım Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ndeki Sedat Simavi Ödül Töreni’nden çıkışta Beyazıt’ta başlayan kitap yolunu düşündüm.
Rahmetli arkadaşım, sevgili Onat Kutlar, gece yarısı kitapçılarından söz ederdi. Paris’teki izlenimlerinin doğrultusunda bunu isterdi.
Ödül alanlardan aramızdan ayrılanları düşündüm. Edebiyat Ödülü’nü alan Orhan Pamuk da ilk romanını yazarken ödül alan iki ustayı anımsattı:
Peride Celal ile Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı. Şimdiye kadarki seçici kurul üyeleri de bir bir gözümün önünden geçti:
Rauf Mutluay
Fethi Naci
Tahsin Yücel
Fahir İz
AKM’nin kapısında Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’la buluştuğumda geçmiş günleri anımsadım. Zaman zaman binanın yükselişini gördüm. Yangın yerinde bir tohumun yeşermesini izledim sanki.
Ersoy’un bu bina için ne kadar çalıştığını hepimiz biliyoruz.
Biyografisine hiç şüphem yok Hacı Bayram-ı Veli’nin dörtlüğünü koyacaktır:
“Nagehân bir şehre vardım
  Onu ben yapılır gördüm
  Ben dahi bile yapıldım
  Taş ve toprak arasında”
İlk cümlesiyle benim ilgimi çekti:
Ne yazık ki gerek klasik Türk müziği gerek Batı müziği konserlerinden sonra bir değerlendirme yazısı sıcağı sıcağına yayımlanmıyor.
Şimdi Batı müziği için yazan tek kişi Evin İlyasoğlu.
Gazetelerin az tiraj yaptığı günlerde gece verilen konserin eleştirisini ertesi gün gazetelerde okurduk.
Üç ad belleğimde kalmış: N. imzasıyla Nadir Nadi, Fikri Çiçekoğlu, Selmi Andak.
Türk müziği yazan başka adlar da vardı. Konsere giden bir dinleyici ertesi gün eleştiriyi okurdu.
Özellikle Türk müziğinden hiç söz edilmiyor.
Cumhurbaşkanlığı’na bağlı hem klasik Batı müziği hem Türk müziği topluluğu var. Cumhurbaşkanlığı’nın yeni binasında klasik Batı müziği konserleri kadar Türk müziği konserlerinin de düzenleneceğine inanıyorum.
Aylık müzik dergisi olarak sadece Andante yayımlanıyor. Batıda yayımlanan önemli dergileri de abonelik dışında Türkiye’de bulmak şansa kalmış.
Edebiyat araştırmacıları ve tarihçileri bana göre edebiyatın şövalyeleridir. Okuduğumuz romanları/romancıları, hikâyeleri/hikâyecileri gerek eser gerekse yazar üzerine verdikleri bilgiyle değerlendirmemizi sağlar, yorumlarımızı daha doğru oluşturmamızı mümkün kılarlar.
İbrahim Tüzer’in ‘anlatı/yorum (roman ve hikâye üzerine yazılar)’ kitabını bütün edebiyat okurlarına tavsiye ediyorum.
Takdim’de kitabın özelliğine değiniyor Tüzer:
“Zihnin bütünlüklü bir şekilde ifadesi demek olan ‘yazma’ edimi, bu anlamda ‘okuma’nın da tamamlayıcısı, görünür kılıcı bir aracı hâline gelmektedir.
Elinizde tuttuğunuz kitap, dünyayı böylesine bir algılayış gayretinin sonucu olarak meydana geldi. Bir yanıyla okuyarak dünya içerisinde var olma ve yeni anlam alanlarına ulaşma çabası diğer yanıyla yazarak bu anlamı görünür kılma gayreti böylesi bir çalışmanın merkezini oluşturdu.”
Bu yelpazede kimler var: Ahmet Midhat Efendi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Halit Ziya Uşaklıgil, Ömer Seyfettin, Hüseyin Rahmi Gürpınar,  Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sabahattin Ali, Sait Faik Abasıyanık, Tarık Buğra, Kemal Tahir, Oğuz Atay, İhsan Oktay Anar, Sevinç Çokum, Safiye Erol, Mustafa Kutlu, Nazan Bekiroğlu, Stefan Zweig, Umberto Eco ve Cengiz Aytmatov.
Kitaptaki ‘Bir Yorumlama Biçimi Olarak Edebiyat Sosyolojisi ve Güncel Yaklaşımlar’ başlıklı son yazıyı da mutlaka okuyun…
anlatı/yorum
‘Yılın Yazarı’ etkinlikleri kapsamında ilk kez bir şairi ağırlayan ve Gülten Akın’a adanan 2021 yılı boyunca 48 etkinlik organize eden Nilüfer Belediyesi, yüzlerce edebiyatseveri Gülten Akın odağında bir araya getirdi.
Okuma atölyeleri ve fabrika okumaları gibi etkinliklerle toplumun farklı kesimlerini Gülten Akın eserleriyle buluşturan geleneksel organizasyon, kapanışında da edebiyat ve akademi dünyasının değerli isimlerini bir araya getirecek.

Bugün saat 19.00’da başlayacak sempozyumun açılış konuşmasını Murathan Mungan yapacak. 2 gün boyunca; ‘Şiirden Bir Ömre Bakmak’, ‘Gülten Akın’ın Yazı Evreni’, ‘Gülten Akın Şiirinde Kadın Oluş’, ‘Yaratıcılığın İzinde’ başlıklı oturumların yapılacağı sempozyum kapsamında, 2 şiir dinletisi ve bir de sergi gerçekleştirilecek.
Sempozyum için özel olarak hazırlanan ‘Bir Gün Birileri Öte Geçelerden Islık Çalar’ adlı şiir dinletisinde de, Gülten Akın’ın şiirlerini, tiyatro sanatçısı Jülide Kural ve solist Günseli Seda Çetinkaya seslendirecek. Nilüfer Kent Tiyatrosu katkılarıyla hazırlanan ‘Nilüferli Kadınlardan Şiir Dinletisi’nde ise, Gülten Akın Okuma Atölyesi’ne katılan Nilüferli kadınlar, onun şiirlerini sahnede okurken, gelenlerin sorularını yanıtlayacak.
Küratörlüğünü Ezgi Bakçay’ın üstlendiği ‘Kuş Uçsa Gölge Kalır’ sergisi ise bugün saat 18.30’da Nâzım Hikmet Kültürevi’nde izlenime açılacak. Gülten Akın’dan ilhamla, farklı disiplinlerden sanatçıların bir araya geldiği sergide; Ceylan Dizdar, Duygu Deniz Bilgin, Elçin Acun, Fulya Çetin, İpek Yücesoy, Leyla Emadi, Meliha Sözeri, Özlem Şimşek, Sena Tural ve Yasemin Kalaycı, heykel, resim, video, fotoğraf, enstalasyon ve performansları ile yer alacak.
Dil bilimci-yazar Necmiye Alpay’ın kapanış konuşması ile tamamlanacak olan sempozyumun finalinde, Yılın Yazarı Mektup Ödül Töreni de gerçekleştirilecek.
Sempozyumun davetiyesinde Nilüfer Belediye Başkanı
Türkiye'den ve Dünya’dan son dakika haberleri, köşe yazıları, magazinden siyasete, spordan seyahate bütün konuların tek adresi hurriyet.com.tr; Hurriyet.com.tr haber içerikleri kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.
© Copyright 2022 Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş

source

Sosyal Hesabınızda Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.